Kelime Dizgesi

Gelişmiş Görünüm: hayat hikayeleri...

FORUMA ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ
YAZAR: alwaysyour
Tarih: 18 Eyl 2007 01:44 pm
Çocukdaki zekaya bakın!!!

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında
bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve
bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.
Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman
gideceklerini sordu.
Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama
hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması
gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak
dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını
küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı
düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi.
Sonra düşündü; oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile
getirsen bu haritayı aksama kadar düzeltemez.
Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak
geldi ve baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz dedi.
Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler
içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; "Bana verdiğin haritanın arkasında bir
insan vardı" dedi...
"İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN,
DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ..."




===============================================



*BU HİKAYEYİ UMUTSUZ VE ÇARESİZ OLDUĞUNUZ ZAMANLARDA*
*TEKRAR OKUMAK ÜZERE SAKLAYIN...*

Stewart, minik bir kasabadaki fakir bir işadamıydı.Çocukluğundan beri bütün hayali dünyayı dolaşmaktı ama art arda gelen olaylar yüzünden kasabasını terk edememiş, sonunda babasının pek de parlak olmayan işini devralmak zorunda kalmıştı. Sevdiği bir karısı ve çocukları vardı. Ama işler iyi gitmiyordu. Borçlar birikmişti.Yaşadığı hayal kırıklığına bir de borçlar eklenince dayanacak gücü kalmamıştı.Karlı bir gece arabasına binip, kasabanın biraz ötesinden akan nehrin kıyısındaki bara gidip iyice sarhoş
olana kadar içtikten sonra kendini köprünün üzerinden atıvermişti. Stewart sulara düşerken, karanlık göklerden gelen bir konuşma duyuldu. Tanrı, "ikinci sınıf meleklerden" birine görev veriyordu.
- Eğer bu ümitsiz adama yeniden yaşama isteği vermeyi başarırsan, ben de
sana çok istediğin o iki kanadı verir, seni birinci sınıf melek yaparım. Ve, yeryüzüne tonton, yaşlı bir adam kılığında "başarısız" bir melek düşüyordu.
O güne dek bir türlü verilen görevleri doğru dürüst yerine getiremediği için istediği kanatlara kavuşamayan, kederli bir melekti bu. Görevi ise çok zordu.
Tümüyle çaresiz, borçlar içinde yüzen, hayallerini kaybetmiş,istediklerinden hiçbirine kavuşamamış, dünyayı gezmek isterken önemsiz bir kasabaya sıkışıp kalmış bir adama hayatı yeniden sevdirecek,onu intihardan vazgeçirecekti.
Melek yeryüzüne indiğinde, bir polis Stewart'ı sulardan çıkarıyordu. Onu, kendini sulara atmadan önce son içkisini içtiği bara götürüyordu ama orası şimdi çok değişikti. Serserilerin toplandığı, pis bir batakhane olmuştu. Kimse Stewart'ı tanımıyordu. Stewart kasabaya dönüyordu ama orada da eski dostları onun kim olduğunu bilmeyen gözlerle ona bakıyorlardı. Kasaba bakımsızdı, çirkindi, karanlıktı.Eski bir okul arkadaşı arka sokaklarda fahişelik yapıyordu. Karısı ise bir kütüphanede çalışan zavallı bir yaşlı kızdı. O sulara atlamadan önce ünlü bir adam olarak dünyayı dolaşan erkek kardeşinin ise bir kilisenin bahçesinde mezarı duruyordu. Stewart, suya düşmesiyle çıkması arasında geçen bu beş dakikada her şeyin nasıl bu kadar değişebilmiş olduğunu anlayamadan etrafına bakarken "ikinci sınıf melek" yanına yaklaşıyordu.
Ona anlatmaya başlıyordu.
- Sen hayatına son vermek istedin ya, ben daha iyisini yaptım, sen hiç
bu dünyaya gelmemiş gibi oldun... Sen olmamış olsaydın ne olacaktı, gör...
Kardeşim ne zaman öldü, diye soruyordu Stewart.
- Sen dokuz yaşındayken o kuyuya düşmüştü ve sen onu kurtarmıştın...
Ama ben senin doğumunu iptal edince ve sen hiç doğmayınca onu kurtaracak kimse de olmadı... O çocukken öldü.
-Peki sınıf arkadaşım ne zaman fahişe oldu?
- Bir gün o çok parasız kalmıştı, para bulabileceği hiçbir yer yoktu ve
sen ona borç vermiştin... Ama sen olmayınca o gece kendini sattı ve
sonra fahişe olarak kaldı.
- Kasaba niye böyle bakımsız ve korkunç gözüküyor?
- Çünkü sen babanın yerini aldıktan sonra insanlardan para toplayıp kooperatifler kurmuştun, binalar yapmıştın, kasaba gelişmişti... Sen
hiç olmadığın için o kooperatif kurulmadı, o binalar yapılmadı, kasaba bakımsız kaldı, o inşaatta çalışıp para kazanan birçok insan para kazanamayıp serseri oldu. Bütün seyircilerle birlikte Stewart da, bir insanın farkına varmadan ne kadar çok başka insanın hayatına değdiğini, o hayatları varlığıyla değiştirdiğini, en sıradan insanın bile bu hayatta tahmin edemeyeceği ölçüde önemi olduğunu görüyordu. Tavana asılmış, birçok değişik
parçadan oluşmuş oyuncaklar vardır, her bir parça başka bir parçaya dokunarak bir rüzgar yaratır ve oyuncak dönüp durur. O parçalardan birini çıkardığınızda bütün rüzgarı kesersiniz. Oyuncak kımıltısız kalır.Frank Capra'nın o filminde de, hayatın aynen o oyuncak gibi birbirine değen insanlarla döndüğünü, aradan bir tek insanı bile çıkarıp aldığınızda hayatın dönüşünü etkilediğinizi, birçok olayın farklılaştığını, herkesin sandığından daha büyük bir rolü ve değeri olduğunu anlıyordunuz. Değersiz ve işlevsiz kimse yoktu. Stewart, o yaşlı ve tonton "ikinci sınıf" melek sayesinde bu gerçeği görünce intihar etmekten vazgeçiyordu. Kendisine o kadar manasız ve değersiz gözüken hayatının aslında birçok insan için ne kadar değerli olduğunu kavrıyordu. O intihar etmekten vazgeçince yeniden her şey eskisine
dönüyordu. "Bu muhteşem bir hayat" isimli film, mutlu sonla biterken de gökyüzünde bir "çın" sesi duyuluyordu. Tonton meleğe, Tanrı çok arzuladığı
kanatlarını veriyordu. Kendimizi manasız ve yararsız bulduğumuz zamanlar vardır. Değersiz olduğumuzu, sevilmediğimizi düşünürüz. Hayalkırıklıklarıyla dolu hayatımızda neden istediklerimizin hiç gerçekleşmediğini merak ederiz.
Cevaplar ararız. Bulamayız genellikle. Cevaplar vardır aslında. Kendimizi yararsız bulduğumuzda çok yararlı işler yapmışızdır, sevilmediğimizi sandığımızda sevilmişizdir, değersiz olduğumuzu düşündüğümüzde değerimizi bilenler çıkmıştır. Birçok hayatı aynı anda kımıldatan o sihirli rüzgarı
yaratmakta bizim de farkına varmadığımız büyük bir rolümüz olmuştur. Eğer Tanrı "ikinci sınıf" meleklerinden birini bize gönderse ve bizsiz bir hayatın nasıl olacağını gösterseydi, sanırım hepimiz kendimize de hayata da başka türlü bakardık. Hatta, o melek bize "istediklerimiz gerçekleştiğinde
nasıl bir hayatımız olabileceğini" gösterseydi belki istediklerimizin gerçekleşmemesi için dua ederdik. Bu muhteşem bir hayattır. Cevabı ve sırrı kendi içinde saklıdır. Ve, o hayatı hep birlikte yaparız. Bazen rolümüzden şikayet ediyorsak, bu da rolümüzün kıymetini bilemememizdendir.




=======================================================


86400 Saniye


> Bankada bir
>hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah 86.400 dolar para
>yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın,
>ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap
>her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya
>çalışırsın; Hepimiz, Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz;
> Her sabah
>86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarına transfer edilemez, Her sabah
>hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini şu
>anı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla yatırım yap.
>Mutluluk,
>sağlık ve başarı için. Zaman kaçıyor. Her gün için en iyisini
>yap.
> Bir senenin
>değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.
> Bir ayın
>değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.
> Bir
>haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir
>çilekeşe,
> Bir saatin
>değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.
> Bir
>dakikanın değerini anlamak için, trenin kaçıran yolcuya sor.
> Bir
>saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye
>sor.
> Bir
>saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya
>kazanan koşucuya sor.
> Her anını
>değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş. Zamanına ortak
>edebileceğin kadar özel biriyle.
> Unutma!
>Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Gelecek zaman sırlar,
>mechullerle dolu.

> Sadece şu
>an sana verilen gerçek bir armağandır.
> Bu hafta
>dostluk haftası olsun. Arkadaşlar bulunmaz mücevherlerdir. Bizi üzerler,
>cesaretlendirirler ve zaman zaman avuturlar. Kalplerini bize açarlar.
>Arkadaşlarına, onları sevdiğini göster.

>>Ahmet Kabaklı hocanın
>Türkiye Gazetesindeki köşesinden
>alınmıştır...








aksiTurkBB v1d Basit Görünüm | Asknedemek.Com - aşk ne demek ? © Tüm hakları saklıdır.