YAZAR: The Reason
Tarih: 10 Eyl 2007 01:02 am
Yüzüncü adını duymuş muydunuz hiç Allah’ın? Gerçekten böyle bir adı var mı? İslam bize O’nun doksan dokuz adını söylüyor ama kimsenin bilmediği bir adı daha mı var yoksa?.....
Yüzüncü Ad (Baldassare’ın Yolculuğu) adlı kitap Amin Maalouf’un son romanı. Kitabın ilk sayfalarını okuyunca yukarıdakilere benzer soruları kafasına takan bir çok insan olmuştur herhalde.
Kitap bu ‘Yüzüncü Ad’ ın gizemi üzerine kurulmuş. Yine doğudan başlayan bir geçmiş ve uzun yolculuklar içeren keyifle okuyacağınız bir Maalouf kitabı.
Haçlı seferleri zamanında gelip Lübnan’ın Cübeyl adındaki liman kentine yerleşmiş olan Cenevizli bir aileden geliyor roman kahramanı Baldassare Embriaco.
Bir sahaf olan Baldassare, babasından miras bu işi gereği kitaplarla çok haşır neşir.
1648’de adını duyduğu Mazandarani’nin kitabı nedeniyle 1665 yılı sonlarında uzun, maceralı bir yolculuğa çıkıyor. Kitapta bu yolculuk sırasında yaşadığı olayları üç kitaptan oluşan günlükler biçiminde aktarıyor.
1666 İncil ve Tevrat’taki bazı ayetlere dayandırılarak canavar yılı ilan edilir. Bu yıl sonunda dünyanın sonunun geleceğine ve kıyamet kopacağına inanan bir çok insan yazgılarına boyun eğmiş yok olmayı beklemektedir. Üstelik bir takım alametler de doğrulanmaktadır. Dünyanın her yerinde kargaşa, bir kötüye gidiş vardır. Bu gidişata son verebilecek, bu sonu önleyebilecek tek şey Allah’ın o gizemli adının zikredilmesidir. Ne yazık ki bu adı bilen kimse yoktur. Ancak Arap bilgini Mazandarani’nin dilden dile dolaşan “Yüzüncü Ad” kitabında yazılıdır bu isim. Baldassare sahaflığının gerektirdiği kadarını biliyordur bu kitap hakkında ve batıl inançları da olmadığından “Yüzüncü Ad”’a hiç ilgi duymaz ta ki bu kitap ona hediye edilene kadar...
Kendi ilgisine rağmen Baldassare eline yeni geçirdiği “Yüzüncü Ad”ı bir müşterisini kıramayarak satar. Daha sonra büyük yeğeninin de ısrarı üzerine onu geri alabilmek için kitabın peşinden yola koyulur.
Baldassare’ın yanında uşağı, iki yeğeni ve bir de geçmişte aşık olduğu Marta adındaki güzel dul vardır. Müşteri İstanbul’a gidiyordur. Bu yüzden Baldassare ve yol arkadaşları da İstanbul’a doğru yola koyulurlar. Kitabın akıl almaz yolculuğu nedeniyle İstanbul’dan İzmir’e, İzmir’den Sakız adasına, Sakız’dan Cenova’ya Cenova’dan Amsterdam’a ve daha sonra da Londra’ya sürüklenir Baldassare..
Bu yolculuklar sırasında başından geçmedik kalmaz ve dönemin en çarpıcı olaylarına tanık olur. Konya’da vebadan kırılan insanlar, İzmir’de Sabetay Sevi’nin Mesihliğini ilan etmesi ile yaşananlar ve Londra’daki büyük yangın onun gözleriyle gördüğü olaylardır. Ancak kurduğu dostluklar sayesinde dönemin diğer önemli olaylarını da bizzat tanık olmuş kişilerden öğrenir. Bir kitap için çıkmış olduğu yolculuk sırasında çok ilginç anılar edinen Baldassare, birlikte yolculuk yaptıkları sürece yanlış anlamaları önlemek ve kadının iffetini korumak amacıyla Marta’nın kocası rolünü oynar. Fakat daha sonra oynadıkları bu oyuna kendileri de kapılarak birbirlerine aşık olurlar.
Yeğenler İzmir’de kalmışlardır. Ne yazık ki genç dul Sakız’da onlardan ayrılmak zorunda kalır ve bir şekilde uşağından da koparak Baldassare yolculuğunun geri kalanına yalnız devam eder. Onu pişman olmaktan alıkoyan tek şey Marta’ya duyduğu sevgidir. Onu Sakız’da kaybetmiştir ama geri almak için elinden gelen her şeyi yapmalıdır, lakin yapacak ama yazgısı asla onun peşini bırakmayacaktır...
Amin Maalouf bu kitabında, diğer, tarihle bezenmiş romanlarından farklı olarak gerçek tarihi kişiliklere mesafeli kalmış, olayların arkasındaki mizahi öğeleri de işleyerek, yaşananları kahramanımız Baldassare’ın tanıklığında okuyucuya aktarmış. Baldassare diğer kitaplardaki kahramanlardan belirgin bir farklılık göstermekte. Hiç bir şekilde mükemmelleştirilmeyen, aksine görünüşü, davranışları ve tecrübeleriyle aşırı sıradan biri olarak işlenmiş bir kişilik. Dürüst biraz saf, hayatta bir çok şey için çok geç kalmış herhangi bir insan.
“Yüzüncü Ad” da da diğer kitaplarında olduğu gibi Maalouf aşk unsurunu yan tema olarak kullanmış. Marta Baldassare’nin gönlündeki kadın olsa da Afrikalı Leo da olduğu gibi roman boyunca aşık olduğu ya da bir yakınlaşma gösterdiği tek kadın olamıyor ne yazık ki...
Kişisel görüşüm okudum ve herkese tavsiye edıyorum hiç sıkıcı bır kıtap deyıl bır solukta bıtırırsınız ve emın olun ıyıkı okumusum dersınız size kattıklarnın cok oldugunu goreceksınız
Yüzüncü Ad (Baldassare’ın Yolculuğu) adlı kitap Amin Maalouf’un son romanı. Kitabın ilk sayfalarını okuyunca yukarıdakilere benzer soruları kafasına takan bir çok insan olmuştur herhalde.
Kitap bu ‘Yüzüncü Ad’ ın gizemi üzerine kurulmuş. Yine doğudan başlayan bir geçmiş ve uzun yolculuklar içeren keyifle okuyacağınız bir Maalouf kitabı.
Haçlı seferleri zamanında gelip Lübnan’ın Cübeyl adındaki liman kentine yerleşmiş olan Cenevizli bir aileden geliyor roman kahramanı Baldassare Embriaco.
Bir sahaf olan Baldassare, babasından miras bu işi gereği kitaplarla çok haşır neşir.
1648’de adını duyduğu Mazandarani’nin kitabı nedeniyle 1665 yılı sonlarında uzun, maceralı bir yolculuğa çıkıyor. Kitapta bu yolculuk sırasında yaşadığı olayları üç kitaptan oluşan günlükler biçiminde aktarıyor.
1666 İncil ve Tevrat’taki bazı ayetlere dayandırılarak canavar yılı ilan edilir. Bu yıl sonunda dünyanın sonunun geleceğine ve kıyamet kopacağına inanan bir çok insan yazgılarına boyun eğmiş yok olmayı beklemektedir. Üstelik bir takım alametler de doğrulanmaktadır. Dünyanın her yerinde kargaşa, bir kötüye gidiş vardır. Bu gidişata son verebilecek, bu sonu önleyebilecek tek şey Allah’ın o gizemli adının zikredilmesidir. Ne yazık ki bu adı bilen kimse yoktur. Ancak Arap bilgini Mazandarani’nin dilden dile dolaşan “Yüzüncü Ad” kitabında yazılıdır bu isim. Baldassare sahaflığının gerektirdiği kadarını biliyordur bu kitap hakkında ve batıl inançları da olmadığından “Yüzüncü Ad”’a hiç ilgi duymaz ta ki bu kitap ona hediye edilene kadar...
Kendi ilgisine rağmen Baldassare eline yeni geçirdiği “Yüzüncü Ad”ı bir müşterisini kıramayarak satar. Daha sonra büyük yeğeninin de ısrarı üzerine onu geri alabilmek için kitabın peşinden yola koyulur.
Baldassare’ın yanında uşağı, iki yeğeni ve bir de geçmişte aşık olduğu Marta adındaki güzel dul vardır. Müşteri İstanbul’a gidiyordur. Bu yüzden Baldassare ve yol arkadaşları da İstanbul’a doğru yola koyulurlar. Kitabın akıl almaz yolculuğu nedeniyle İstanbul’dan İzmir’e, İzmir’den Sakız adasına, Sakız’dan Cenova’ya Cenova’dan Amsterdam’a ve daha sonra da Londra’ya sürüklenir Baldassare..
Bu yolculuklar sırasında başından geçmedik kalmaz ve dönemin en çarpıcı olaylarına tanık olur. Konya’da vebadan kırılan insanlar, İzmir’de Sabetay Sevi’nin Mesihliğini ilan etmesi ile yaşananlar ve Londra’daki büyük yangın onun gözleriyle gördüğü olaylardır. Ancak kurduğu dostluklar sayesinde dönemin diğer önemli olaylarını da bizzat tanık olmuş kişilerden öğrenir. Bir kitap için çıkmış olduğu yolculuk sırasında çok ilginç anılar edinen Baldassare, birlikte yolculuk yaptıkları sürece yanlış anlamaları önlemek ve kadının iffetini korumak amacıyla Marta’nın kocası rolünü oynar. Fakat daha sonra oynadıkları bu oyuna kendileri de kapılarak birbirlerine aşık olurlar.
Yeğenler İzmir’de kalmışlardır. Ne yazık ki genç dul Sakız’da onlardan ayrılmak zorunda kalır ve bir şekilde uşağından da koparak Baldassare yolculuğunun geri kalanına yalnız devam eder. Onu pişman olmaktan alıkoyan tek şey Marta’ya duyduğu sevgidir. Onu Sakız’da kaybetmiştir ama geri almak için elinden gelen her şeyi yapmalıdır, lakin yapacak ama yazgısı asla onun peşini bırakmayacaktır...
Amin Maalouf bu kitabında, diğer, tarihle bezenmiş romanlarından farklı olarak gerçek tarihi kişiliklere mesafeli kalmış, olayların arkasındaki mizahi öğeleri de işleyerek, yaşananları kahramanımız Baldassare’ın tanıklığında okuyucuya aktarmış. Baldassare diğer kitaplardaki kahramanlardan belirgin bir farklılık göstermekte. Hiç bir şekilde mükemmelleştirilmeyen, aksine görünüşü, davranışları ve tecrübeleriyle aşırı sıradan biri olarak işlenmiş bir kişilik. Dürüst biraz saf, hayatta bir çok şey için çok geç kalmış herhangi bir insan.
“Yüzüncü Ad” da da diğer kitaplarında olduğu gibi Maalouf aşk unsurunu yan tema olarak kullanmış. Marta Baldassare’nin gönlündeki kadın olsa da Afrikalı Leo da olduğu gibi roman boyunca aşık olduğu ya da bir yakınlaşma gösterdiği tek kadın olamıyor ne yazık ki...
Kişisel görüşüm okudum ve herkese tavsiye edıyorum hiç sıkıcı bır kıtap deyıl bır solukta bıtırırsınız ve emın olun ıyıkı okumusum dersınız size kattıklarnın cok oldugunu goreceksınız